Kör Başlangıç

“Ne çok yaşdönümü, krizi geçirdik hepimiz”
demişti, geceyarısı-son sigarasını söndürüp
kalkmadan: “Askerler, kötü paranın kötü
dağılımı, değer bunalımı ve bir sürü devrik
eş, dost”. Bütün bunlardan kopmuş bir fiesta
gibiydi şehir: Pencerenin geniş ufkundan
yaylım ateş uzanıyordu karanlığın uçlarına.
Gerçektenden de bir yanlışı bir başka yanlışla
düzeltircesine, telâşla savrulmuştuk oradan
oraya: Kimi getirsek gözümüzün önüne kırık
dökük eşyaları çağrıştıracaktı. Yitirilen bunca saf hedef
geri dönüşsüz kararların yıprattığı
uykularımız, sabah uyanınca yüzümüzde patlayan
yalnızlık damarı ya da yanımızda yatan yabancının
bir akıntıda hızla uzaklaşan gövdesi: İçimizde
toplananlar çapraz sağlamada bulduğumuz şaşkın
bir eksiği kapatmaya asla yetmeyecekti.

Fırlayıp ayağa, gecikmiş birinin kaygılı acelesiyle
montunu geçirmişti üstüne: Biliyorduk, o ve ben:
Yoktu bekleyenimiz, beklediğimiz kimse kalmamıştı-
bir tek kıvılcım belki: Beklenmedik bir değişim,
dalgın bir köşede çarpışacağımız beklenmedik bir
gölge, kökünden tutabilsek kül olacağımız sert
bir dönemeçten umduğumuz kör başlangıç.

Enis Batur

salondaki büyük saati sattım
saatin ölçebileceği
herhangi bir zaman parçası yok

Maviyi soruyordun,gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
Bir renk değildir mavi huydur bende
Ve benim yetinmezliğimdir
Ve herkesin yetinmezliğidir belki
Denecektir ki bir süre
Ve denenecektir
Bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstününü düşünmekten başka nedir ki.

edip cansever

sen şuraya adresini yaz
söz
dünyanın tüm roketlerini açlığıma göndereceğim
bütün işi gücü bıraktım
allahım, bulamıyorum açlığımı

kornişon koyacağım ki şöyle genişçe beyaz bir tabağa
duvarlara dizilmiş camlara aynaların sırı değsin diye
şöyle seçtiğim her tercih doğru olsun
bir a iki c
gözümün değdiği ne aks ne töz olsun
çok mu şey istemiş oluyorum
ya da denedikçe daha da olmuyorum meselesi
kalbini misillesen bana mesela
hep ilk tanıdığın eşyan olsam
ilk oyuncağın olsam yani
ilk oyuncağın olsam

dün kim olduğunu bilmediğim birine sordum
çektiğim açlık mıdır acı mı
bu soruyu beklemiyormuş ki biri
çıplak kalmaktan sadece ayaklarım üşümüştü

sen bana adresini yaz
belki
dünyanın tüm çiçeklerini bahçene defnedeceğim
bütün işi gücü bıraktım
allahım, kaybettim sonunda

fatih görücü

içindeki sessiz parlaklık
elini kestiğin bir yerlerden görünür
sözgelimi bir tırnak kenarında
kalbini anlatırken kalbinde
bir şiir okurken şiirden sızan kanda

edip cansever

aptalların ve şairlerin gözleri güzeldir
dünyayı yeni gördükleri için

edip cansever

yalnız böyle düşünmek de yeter
oturup bir kenarda
şurada bir kadın düşünmek
fazladan iki kol sonra

(ömer) edip cansever

toprak konuşur boyuna
ne biçim insan bu
kim bilir neye benziyor
unutmuş konuşmayı

edip cansever

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

bertolt brecht